 Müslümanların kutsal ibadet mekanıdır. Arapça'dan gelen bir sözcüktür. Cem’ (Toplanma,toplanma, bir araya gelme) kökünden gelen cami: Toplayan, bir araya getiren yer, toplanma yeri demektir. Her kıtada ve ülkede değişik göz alıcı mimari tarzlar ve süslemelerle yapılır. TDK Sözlüğünde ‘İçinde cuma ve bayram namazı kılınmayan, minaresiz, küçük cami’ olarak tanımlansa da Mescit (mescid) sözcüğü de yine Arapça'daki secd(e)’den türeyip secdeye varılan yer, ibadet yeri demektir. İspanya'da yaşayan İslam Uygarlığı Endülüsler'den miras kalan ve cami demek olan ‘mezquita’ sözüğünün ‘mescid’den geldiği çok açık olup, İngilizce'de de bundan dolayı camiye ‘mosque’ denmektedir. Türk Camilerinin Mimari Tarihi: “Çok sayıda küçük kubbe içeren Osmanlı camilerinin merkezcil yerleşim düzeni ve piramit biçimli kütlesi, en azından form olarak, bir Uygur resminde tasvir edilen gök tapınağından yola çıkılarak oluşturulmuş ve 8.-10. yüzyıllarda Kökşibagan’da cami mimarisine uygulanmış gibi görünmektedir. Aya Sofya örneğinin önemli teknik özellikler ortaya koyduğuna hiç şüphe yoktur. Ancak çok kubbeli Osmanlı camilerinde estetik özellik olarak, her biri yüksek bir ayak üzerinde duran dört kubbeli Bizans kilisesinin çoğul görüntüsüne değil, Kökşibagan’da erişilen ahenge öykünme vardır. Gerçekten de merkezcil haçvari eksenli plân, Osmanlı dervişlerinin felekleri, belki de vahdet-i vücud anlayışla evrensel ahengin grafik simgesi haline gelmiş ve derviş taçlarının üst kısmında resmedilmiştir.” (sy.114) “8. yüzyılda, İslamın zaferinin ardından bu Türk meliki kentini(Buhara) terk etti, kent sakinleri İslam dinine geçti ve bir mescit inşa ettiler. 8. ya da 11. yüzyıla tarihlendirilen bu mescit, hem Uygur kozmogrofik resim sanatına hem de piramit biçiminde düzenlenmiş dokuz kubbeli Oğuz hükümdar ikametgâhına benzemesi nedeniyle, inşasında daha eski gök tapınaklarından esinlenilmiş olabilir. Ne var ki, Müslümanlıkta cemaatle birlikte yapılan ibadette geniş bir alana ihtiyaç duyulması yüzünden hücreler arasındaki duvarlar kaldırıldı ve sütunlar kubbelerin ağırlığını taşıyacak biçimde yapıldı. Böylece piramit düzenindeki çok kubbeli Türk kapalı mescitlerinin ilk örneği geliştirilmiş gibi görünüyor.” (sy.122)
Cami Terimleri
Mescid (mescit), Cuma Namazı kılınmayan küçük cami veya namaz kılma yeri. Mescid kelimesi Arapça'da secde edilen yer anlamına gelir. Mescidlerde minber yoktur bu sebeple buralarda hutbe okunmaz ve Cuma Namazı kılınmaz. Mescidler namaz kılmak için kullanılan küçük mekânlardır. Cami ve mescid ayrımı sadece Türkiye'de vardır. Diğer İslam ülkelerinde mescid kelimesi Türkiye'deki cami kelimesinin karşılığı olarak kullanılır. Arapça’nın dışındaki dillere cami kelimesi mescid kelimesinin değişik dillerdeki okunuş şekli olarak girmiştir. Mihrap: İmamın durduğu yer. Çıkıntılıdır. Minber: İmamın hutbe okumak için çıktığı yer. Mihrabın sağındadır. Kürsü: Vaaz yeri. Hünkar Mahfeli: Selatin camilerinde padişahların namaz kıldığı yer. Son Cemaat Yeri: Namazın ilk vaktine gelemeyenler için ayrılmış yer. Minare: Müezzinin çıkıp ezan okuduğu yer. Şerefe: Minare gövdesindeki bir veya birçok balkon. Müezzinin durduğu yer. Mahya: İki minare arasına asılan ışıklı yazı levhası. Mahfil: Camilerde parmaklıkla ayrılmış yüksek yer. Hazire: Camiyi yaptıranın, ailesinin, devlet erkanının lahitlerinin bulunduğu yer. İmam odası: İmam ve müezzinin odası. Şadırvan: Elbise askılıkları ve oturma sehpaları, içinde su bulunan hazne, musluklar, takunyaları bulunan avlu ortasındaki abdest yeri. Avlu: Caminin giriş kapısına bakan geniş alan. Gasilhane: Cenaze yıkamak için ayrılan yer. Ortasında teneşir tahtası, su araçları, yıkayıcı elbisesi, çizmesi, önlüğü, tabut, tabut yeşil örtüsü bulunur. Tuvalet: Avluda yer alan eski taşlı veya yeni taşlı, tek veya birçok bölümlü ayakyolu. Ayakkabılık: Cami kapısı girişinde dışta veya içte, yanlarda bulunan raflı, dolaplı sistem. Kitabe: Cami ana kapısı üzerinde, Arap harfleriyle, caminin tarihi ve mimarına ait bilgiler ihtiva eden levha. Hat: Cami tavanında, tavan katında bulunan bant halinde yahut levha halindeki yazılar. Sütun: Anakubbenin yaslandığı ayaklar. Şadırvan ve dış ya da iç avlunun, son cemaat yerinin direkleri. Merdiven: Subasman üzerine yapılmış camilerde, camiye çıkılan basamaklı yer. Kapılar: Dış kapılar avluda, son cemaat kapısı, ve anakapı. Türbe: Genellikle kubbeli, camiye bitişik, etrafı açık mezarlık. Kurs odaları: Külliyelerde imamların öğrencilere ders verdiği yerler. Yer örtüsü: Hemen her camide halı. Son cemaat yerinde hasır, muşamba örtüler. Kapı örtüsü: Kenarları işlemeli kalın muşamba örtü. Avize: Yüzlerce tek kandil veya ortada büyük bir avize.
Kaynak: Vikipedi Cami ve Mescit Maddeleri
Camideki Hisler
İlhami Selim Camiler, çiçek ağırlıklı geometrik desenlerin sıkça tercih edildiği mekânlardır. Güllerle, nergislerle, lâlelerle bezenmiş kubbelere insan her baktığında, bunları yapan sanatkâra büyük bir hayranlık duyuyor. Sanatkâr; tabiatta hiç göremeyeceğiniz, ancak kendi ruhundan mülhem desenleri nakşetmiştir ibadethâneye. İnsan güllere bakınca, ismiyle lâfızlara güzellik veren, âlemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Resulullah’ı (sas) hatırlıyor. İçimizden; “Keşke Sen’i (sas) daha iyi anlasak, Sana daha yakın olsak!” diyoruz.
Lâle, Allah lâfz-ı celilinin harfleriyle yapılan çiçek. Ondan mıdır bilinmez, ceddimiz her gittiği yere beraber götürmüş ikisini; Allah’ın adını gönüllere, lâleleri mabetlere taşımış. Sonunda da lâle kendini bağışlamış milletimize. Kâh Sultan Ahmet Camii’nde açmış, kâh Topkapı Sarayı’nda. Çiçek desenlerinde, kabartma tipi tezyinattan bilhassa kaçınmıştır sanatkâr; çünkü üç boyut, kâinatta olanı taklittir ancak. Taklit ise, soğuk ve donuktur.
Sanatkâr, mimarîde âdeta kâinatın fotoğrafını çekmiştir. Şu koca kâinatta vahdaniyet bizi nasıl Allah’ın ehadiyetini götürüyorsa; küçük küçük kubbeler de kâinat gibi tek bir kubbeye götürürler seyredeni. Birlikten tek olana bir yoldur bu âdeta.
Dinler arası diyalog gezileri çerçevesinde ülkemize getirilen bir Avrupalı, en ücra yerlerde bile cami bulunmasına hayran kaldığını söylemişti. Bir şato görünümündeki kiliseler, genelde merkezî yerlerdedir. Kilisenin yüksekte duran büyük ikonları yanında ezik hissedersiniz kendinizi ve bir türlü hem dem olamazsınız mabetle. Camilerin bol ışıklarına inat, güneşten sakınmıştır âdeta kilise. Camilerde ise varlığın derinliğinde gizlenen, aslında her yerde olup da, hiç görünmeyende bulursunuz kendinizi. Ancak yine bilirsiniz ki, tekrar kaybedeceksiniz kendinizi ve tekrar bulacaksınız; bu hâl, emaneti teslim edinceye kadar böyle devam edip gidecektir. Olsun, kendinizi her buluşunuzda Allah’ın lutfuyla insan-ı kâmil olmaya bir adım daha yaklaşırsınız. Ruhunuza genişlik veren mâbette hissedersiniz eşref-i mahlûkat olmanın ne demek olduğunu. Bakınca geometrik desenlere, Sonsuz Olan’ı anlatan sonluyu görürsünüz. Her bir şekil, bir gök cismine tekabül eder. Birbiri içerisine girmiş, kargaşa oluşturması gerekirken muhteşem bir ihtişam oluşturan semânın âyetleri motif olarak gökten inmiştir Allah’ın evine.
Ve kemerler: Batı’nın hâlâ boğamadığı insanlığın bu son adasının kendi medeniyetine atfıydı Osmanlı’da kemerler. Tepede dik kesişiyor ve tıpkı göçebe çadırı gibi. Bütün insanlığa ibret hâlâ dimdik ayakta duruyor.
Avlular: Kafes dışında kuş ve insanın, birbirine en yakın olabileceği yerler. Kuşların insanlara en çok güven duyduğu zamanlar yaşanır bu mekânlarda. Ve bu güvene Müslüman’ın karşılığı, güvercinlere buğday atan insanlar ve kuşlara heyecan ve sevgiyle koşan çocuklardı.
Başkadır şadırvandan alınan abdestin verdiği haz. Su ile hem dem olmuş bir medeniyette, Allah’ın evine girmek için abdestle, hem maddî hem mânevî kirlerden arınırsınız ilk önce. Niyet ettikten sonra, elinize dokununca ilk su damlası, sıyrılırsınız artık dünya meşakkatlerinden. Kendinizi cami avlusunda bir güvercin gibi hissedersiniz.
Mihraplar: Herkese açıktır bu mihrap. Orada bulunmak asla bir zümreye has değildir. Yeter ki ihlâslı ve bilgili ol. Bir köle değil miydi âlemlere Rahmet Olarak Gönderilen’in (sas) komutan olarak seçtiği? O (sas): “Üstünlük ancak takvadadır” derken bin beş yüzyıl sonra insanların kafataslarını mimsiz medeniyet ölçmedi mi?
Minberler; gönüllere giden yolda kimleri misafir etmedi ki? Kur’ân; minberden, insanların gönüllerine bir ok gibi saplanmadı mı? Millî Mücadele’de insanlar minberden okunan hutbelerle cehde getirilmedi mi? Son defa; eğitim için, Altın Nesil için, diğerkâm ruhlara bir kere daha açılmadı mı?
Hünkâr mahfilleri; yedikleri üzümlerin parasını dallarına asan, şanlı ordunun bir numaralı neferinin, Fettâh Olan’la (cc) buluşmasını kaç defa müşahede etmiştir? Yıllarca dünyaya huzuru ve adaleti götüren Devlet-i Âliye’nin padişahının duasına ve gözyaşına kim bilir kaç defa şahitlik etmiştir?
Minareler, gök kubbeye uzanan şahâdet parmaklarıdır sanki. Semâya karışınca ezan sesleri, insanlara bahşedilen huzur aynı anda bütün beldeyi de sarar. Miraç’ta indirilen hediye için çağrılır insanlar Allah’ın evine. http://www.sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=4076 |